29 Mart 2012 Perşembe

nerden geldik nereye gidiyoruz


İnsanoğlu var olduğundan beri bu soruyu kendine sormuştur. Bazı insanlar bu cevabı bilimde ararken bazıları da dinde aramıştır. Bilim bu soruya kesin ve nesnel bir cevap arıyorken din ise bu sorunun    
Cevabını bir varlığa, bir yaratıcıya bağlamaktadır. Bilim de evrenin başlangıcını Big Bang teorisi ile açıklamaya çalışmıştır. Big Bang, evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce aşırı yoğun ve sıcak bir noktadan meydana geldiğini savunan ve geniş şekilde kabul gören teoridir. Dinler de ise evrenin insan aklının yetmediği bir güç tarafından yaratıldığı öne sürülür. Günümüzde bilim bu sorunun cevabını kesin olarak vermemektedir. Din ise kesin cevap verdiğini iddia etmektedir. Bugün ilahi dinlerde insanlığın başlangıcını Tanrı tarafından yaratılan Hz. adem ve H.z havvaya bağlamıştır. Ama bilimin ilerlemesi ile dinin ileri sürdüğü bilgiyi şüpheci kılıyor. Gelelim dini şüpheci kılan sorulara.

1.Dinin ileri Sürdüğü biz âdemin çocuklarıysak neden insanların ten rengi, dili ve milletleri farklı.
2.bugün 1.dereceden insanlar evlenip çocuk sahibi olursalar çocuklar özürlü doğmaktadır buna göre insanlık nasıl çoğalmıştır.
3.Dine göre Tanrı her şeyi bilmektedir. O zaman Tanrı her şeyi biliyorsa (geçmiş, gelecek vs ) o zaman geçmiş ve gelecek yaratılış anından itibaren belli demektir. Belli olan bir şeyi değiştirmek için
Peygamber kitap göndermeyi insanı sınava tabii tutmanın ne mantığı vardır.
4. Peki ya ömrü boyunca islamla tanışmamış kişilerin ne sucu vardır? Afrika’nın ilkel bir kabilesinde doğmuş birinden Tanrı nasıl kendisine iman bekler.

Bunun gibi birçok soru sorabiliriz. Ama en önemli konu Tanrı varsa bizi neden bir sınava tabii tutmuştur. Böyle güçlü bir varlığın bizim sınavımıza ihtiyacımı var. Bu yoldan yola çıkarak Tanrın egoist olduğuna karar verebiliriz çünkü kendine bir varlık yaratır ve o varlığının ona inanmasını ona itaat etmesini bekler ve bununla tatmin olur buda Tanrıyı bana göre egoist yapmaktadır.

Jean Paul Sartre’a göre, ‘’Tanrı varsa bile ona savaş açıp yok etmeye çalışmalıyız, çünkü o bizim özgürlüğümüze engeldir. Tanrı varsa bile, eğer iddia edildiği gibi adilse, hür irade verdiği ve istediğini seçme yeteneğiyle donattığı kullarından, bu yeteneği kullanma hakkını esirgememelidir. O zaman kendisi iyi niyetli ve adil olmaz. Gaddar, despot ve adaletsiz olur’’. İnsanlar Tanrın var olup olmadığını bulmak yerine Tanrın var olup olmaması ile ilgilenmemelidir, çünkü İnsanlar Tanrının ödülünü de cezasını da istemeyebilir. Tanrının ödülünü de cezasını da istemeyen insana Tanrı hoşgörü göstermeyip ceza veriyorsa Jean Paul Sartre’nin dediği gibi Tanrı Gaddar, despot ve adaletsiz olur.

Nasıl yaşamalıyım sorusuna ise John Lennon’ın imagine şarkısının Türkçe sözlerini söyleyerek cevaplamak istiyorum.


Cennet’in olmadığını hayal et
Denersen göreceksin ki kolay
Altımızda Cehennem yok
Üstümüzde yalnızca gökyüzü
Hayal et tüm insanların
Sadece bugün için yaşadığını
Ülkelerin olmadığını hayal et
Yapması zor değil
Ne uğruna öldürecek ya da ölecek bir şey var
Ne de dinler
Hayal et tüm insanların
Huzur içinde yaşadığını
Bana hayalperest diyebilirsin
Ama bil ki yalnız değilim
Umuyorum ki bir gün sen de bize katılırsın
Ve dünya tek yürek olur
Sömürgelerin olmadığını hayal et
Merak ediyorum yapabilir misin?
Açgözlülüğe de açlığa da gerek yok
İnsanların kardeşliği
Hayal et tüm insanların
Bütün dünyayı paylaştığını
Bana hayalperest diyebilirsin
Ama bil ki yalnız değilim
Umuyorum ki bir gün sen de bize katılırsın
Ve dünya tek yürek olarak yaşar



Komünizm


Hak, Adalet, Eşitlik, Özgürlük vb kavramlar insanlık tarihinden en çok tartışılan kavramlardır. İnsanoğlu bu kavramların içini doldurmaya çalışmıştır ama tam anlamıyla mutlak bir sonuca ulaşamamıştır.

Bu yazımda saydığım kavramlardan eşitlik ve özgürlüğü ele alacam. Bana göre bu kavramlardan en zor tanımı yapılacak kavram özgürlüktür. İnsanoğlunun düşünce tarihindeki her düşünür her filozof özgürlüğü farklı tanımıştır. Bu filozoflardan J.P.Sartre ‘’insan özgürlüğe mahkûmdur’’.sözüyle anlamamız gereken tek şey insanların yegâne amacı özgürlük olmalıdır.

Şimdi gelelim eşitliğin tanımına; Günümüzde birçok insan eşitlik kavramını yanlış tanımlamaktadır. Eşitlik özgürlük gibi sorunlu bir kavram olmadığını düşünüyorum, bu yüzden tanımı rahatça yapılabilir. Mutlak eşitlik yoktur, Eşitlik ‘’herkesin yeteneğine ve ihtiyacına göre şekillenir.

Eşitlik ve özgürlük kavramların tarihsel süreçte nasıl ortaya çıktığını bakalım. İnsanoğlu yerleşik hayata ve tarıma geçtikten sonra belli sorunlar ortaya çıktı ve insanoğlu bu sorunları ortadan kaldırmak için toplumsal bir sözleşme olan devleti ortaya çıkardı ama ortaya çıkardıkları devlet her zaman güçlünün, toprak sahibinin, paşanın, ağanın ve beyin iktidar olduğu bir kuruma dönüştü. Günümüze ulaşan eşitlik ve özgürlük sorunun ortaya çıkma sebebi de bu yüzdendir. Bu sorunların çözülmesinin ancak Marksist felsefenin öğretileri ile çözüleceğini düşünüyorum.

Toplumlar sürekli değişir bu yüzden toplumların kurduğu sistemlerde değişir. Yazımı bitirmeden önce karl marx’nın toplumların nasıl değiştini ve evrelerinin nasıl olduğunu paylaşıp yazımı sonlandıracam.

Toplumun evreleri;

İnsanoğlu ilk ortaya çıktığı zaman ilkel komünal bir yaşam sürdürmüşlerdir ama belli bir zaman sonra tarıma ve yerleşik yaşama geçtikleri için kölesi toplum evresine geçmişlerdir. Köleci toplum evresi kavimler göçü ve roma imparatorluğunun yıkılmasıyla son bulmuştur ve 3.evre olan feodalizm geçmiştir insanoğlu ama insanoğlu hiç durmayarak daha da ileri gidip sanayi inkılâbını yapmıştır ve bugüne dek hiç olmayan bir sınıf ortaya çıkmıştır bu sınıf ploteryadır(işçi sınıfı) günümüzde halen devam eden bu evreye kapitalizm diyiyoruz. İnsanoğlunun son evresi de komünizmdir ve bir gün mutlaka kazanacaktır.


- - Kutay ASLAN

26 Mart 2012 Pazartesi

lafı gevelemeden

hayır şu amınakodumun hayatı diyorum. insanoğlu ne kadar aciz bir varlıktır arkadaş.